EĞİTİMDE TEHLİKE
Prof. Dr. Abdurrahman KUTLU (Selçuk Üniversitesi Eski Rektörü)
İstanbul Çekmeköy’de 2 Mart 2026 tarihinde meydana gelen olayda, 44 yaşında lise biyoloji öğretmeni Fatma Nur Çelik, 17 yaşında bir 11. sınıf öğrencisinin okul içinde bıçaklı saldırısına uğrayarak hayatını kaybetti.
Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan Çelik, yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Saldırıda başka bir öğretmen ve bir öğrenci de yaralandı. Okul önünde düzenlenen törene Fatma Nur öğretmenin yüzlerce öğrencisi, öğretmen arkadaşları, sevenleri ve vatandaşlar katıldı.
Törene katılanlar bu menfur cinayeti “okulda ölmek istemiyoruz“ diyerek uzun süre protesto ettiler. Tören sonrası şehit öğretmenin naaşı toprağa verilmek üzere memleketi Konya’ya gönderildi.

Saldırgan öğrenci geçtiğimiz yıl okulda bir kavgaya karışması sebebi ile disipline sevk edilmiş. Hayatını kaybeden Fatma Nur Çelik öğretmenin disiplin kurulu toplantısında saldırgan hakkında "Can güvenliğimiz yok, sıradaki biz olabiliriz" dediği öğrenildi.
Bütün ülkeyi yasa boğan bu elim hadise ile ilgili üst seviyede mesajlar yayımlandı. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin “Görevi başında, öğrencilerinin arasında hayattan koparılan bir öğretmenimizin acılarını tarif etmek kolay değil" dedi. Adalet Bakanı Akın Gürlek, sürecin çok yönlü ve titizlikle yürütüldüğünü, "Sorumlular hukuk önünde hesap verecektir" dedi.
New York Üniversitesi öğretim üyesi, davranış bilimleri Uzmanı, eğitim ve çocuk gelişimi üzerinde önemli çalışmaları olan Profesör Dr. Selçuk Şirin, 6 Mart’ta Oksijen ’de “Okulda şiddetin anatomisi ve çıkış yolu, sıradaki kim?” başlıklı yazısında “şiddetin kültür değil, sistemle ilgili “olduğuna dikkat çekti.
“Çocuğu, ailesini suçlayıp işin içinden çıkmak en kolayı. Ama eğer vakaların sayısı artıyorsa, sorun yalnızca bireysel patoloji olamaz. Şiddeti sıradan kılan bir ortamda yetişen çocuklar, bu kültürü okula taşıyor” diyor Prof. Şirin.
Sorunun sebeplerini sistemde aramanın gerektiği, bundan da şiddeti cezasız bırakan bir yargı sisteminden söz ettiğini belirten Şirin; “Türkiye’de son yıllarda yaş küçüklüğü indirimleri, kontrollü serbestlik, iyi hal ve benzeri uygulamalarla şiddete bulaşmış bireyleri koruma eğilimi gösteriliyor. Bu durum ister istemez, şiddete bulaşmış insanlarda bir güven ve bu güvene dayalı bir cesaret oluşturuyor. Caydırıcılık yok. Müeyyideler zayıf. Bir yolunu bulur yırtarım düşüncesi oluşuyor. Bugün girse yarın af ilan edilir çıkar, bunlar da şiddeti ödüllendiren bir sisteme dönüşüyor” diye belirtiyor Prof. Şirin.
Fatma Nur Çelik öğretmenin görevi başında bir öğrenci tarafından şehit edilmesi, eğitimde tehlikenin ne kadar büyük olduğunu, gerekli tedbirlerin alınmadığı, sistemin baştan gözden geçirilmediği takdirde tehlikenin daha da büyüyeceğini, önlenemez seviyelere ulaşabileceğini göstermektedir.
Yangın duman çıkmaya başladığı zaman söndürülürse, en az zararla önlenmiş olur.
Her şeyden önce, teknoloji ne kadar ilerlerse ilerlesin okulun ve öğretmenin eğitimde esas unsur olduğunu unutmadan, artık eğitimin sadece okul ve öğretmenin işi olmadığını; okul, öğretmen ve aile ile birlikte yürütülmesi gerçeğinin anlaşılması gerekiyor.
Her türlü bilgiye ulaşımın kolaylaştığı zamanımızda okul artık, çocukların ruhsal gelişimleri ve psikolojilerinin takibinin ön plana çıktığı bir alana dönüşmüştür. Artık eti senin kemiği benim devri geçmiştir. Kalabalık okullarda idarecilerin öğrenciyi birebir tanımamaları, okullarda üzücü hadiselerin tekrarlama ihtimalini artırmaktadır.
Millî Eğitim Bakanlığı’nın okullarda danışman öğretmen sayılarının artırılması, yeterli güvenlik elemanı istihdamı gibi ilave tedbirler alacağını ve hizmet içi eğitimlerle öğrenci-öğretmen- idareci ilişkilerine daha ağırlık verileceğini tahmin ederiz.
Bu konuda eğitim fakültelerine de büyük görevler düşmektedir.
Sistemimizdeki yetersizlik başka alanlarda da görülmektedir. Sağlık personeline yapılan şiddette de, durmadan işlenen kadın cinayetlerinde de sistemin suçluyu cesaretlendirdiği kamuoyunda oluşan yaygın kanaattir.
Şimdi biraz yatışmış görünse de görevi başında şehit edilen hekimlerin, cahil ama cesaretli magandaların hastanelerin acil servislerini, yoğun bakımları altını üstüne getirdikleri, sağlık çalışanlarını darp ettikleri, cihazlara büyük zarar verdikleri hafızalardadır.
Hekimlerin caddelere çıkıp “hastanede can güvenliğimiz yok”, “devlet niye tedbir almıyor,” “hasta sahipleri bize niye sahip çıkmıyorlar” diyerek adeta çığlık attıkları günler unutulmamalıdır.
“Sağlıkta Şiddet” sebebi ile yeni mezun hekimler, hasta ile az muhatap olunan bölümleri tercih eder olmuşlardır.
6 Şubat 2023’de, asrın felaketi olarak nitelenen Gaziantep merkezli 11 ilimizde yeni sayılan çok sayıda yüksek katlı binanın yıkılması ile binlerce insanımızın ölümüne sebep olan depremlerde eksik olan neydi? Bilgi eksikliği mi, mevzuat eksikliği mi, yoksa inşaat ruhsatlarını veren, gerekli kontrolleri yapmayan ve yaptırmayan yetkili makamlarda oturanların sorumsuzluğu mu? Binlerce insanımızın ölümüne, binlerce insanımızın evsiz barksız kalmasına sebep olan, o makamlarda oturanlar nelere, nerelere kimlere güveniyorlardı acaba?
Hangi alan olursa olsun, o alanla ilgili sistem boşluk kaldırmaz. Boşluklar mutlaka birileri tarafından doldurulur. İstemeden de olsa sistemi dolduranlar üzücü hadiselere, unutulmaz acılara sebep olurlar. Bu da devlete güveni sarsar, toplumun huzurunu bozar.
Huzurlu toplum devletine her alanda güveni olan toplumdur. Toplumun huzurunu ve güvenliğini sağlamak da devletin bütün kurumları ile beraber iktidarların görevidir.
Davul iktidarların boynundadır, esas sorumlu olan da onlardır.